15 Temmuz 2009 Çarşamba

düğün hazırlıklarına sıradışı fikir desteği




Bu siteyi mutfak sırlarında okuduğum bir yazıdan yola çıkarak keşfetim. bir yüzük kutusu tasarımını göstermiş mutfak sırları. Lala'nın blogunda beğendiği bir şeyi örnemişti. Ben Lala'nın sitesine daldım ordan da oncewed'e ulaştım. Sitede baştan sona konsept dahilinden yapılan nikah örnekleri de var. Bu arada ben bir pastaya bayıldım. Hem çok anlamlı hem de bence mailyetsiz. Annemiz bile ev de yapabilir bunu bize. Bir de ufak bir davetiye dikkatimi çekti. İlerleyen günlerde bulduğum farklı fikirleri yine sizinle paylaşırım. Siz de bakın bence http://www.oncewed.com/ u mutlaka tıklayın.

Davetiye arayışında farklı bir buluş


Geçen bir dergi tasarımı yapan arkadaşımla konuşurken bana editör arkadaşının davetiyesini yolladı. Açıkcası benim düğünüm hızla bitirilmesi gereken bir yarış gibi gelmişti bana. O yüzden böyle bir şeyi düşünemedim. Ama keşke yapsaydım, bir farklılık diyorum şimdi. Bu davetiye özellikle beni çok etkiledi. Çok güzel ve anlamlı.

Eğer bu ara nasıl bir davetiye yapsak diyen varsa bence orgjinal bir fikir:)

Şirin ve güzel bir fikir







Otuma odam için renk ve hava katacak bir şeyler arıyorum hep. Ama bulduğum bu obje bana ikisini de verecek gibi. Ayrıca oldukça da ucuza mal olacak. Elimde zaten ipek kurdelelerim var. Emin önünden yada her hangi bir tuhafiyede kırık şeker görünümlü taşları bulabilirsiniz ve tabi telleri. Telleri halka haline getirme için bir kalem arkası kullanmanız yeterli. Oldukça kolay ve şık bir şey değil mi? Bu arada bahçede kullanılmak için çok iyi bir fikir.

Sıradışı bir yüzük kutusu...







Lala Laurei'nin blogu keşfe değer şeyler öğretiyor. Yüzük kutusu olarak tasarlanan kitap beni cidden çok şaşırttı. Buraya da hemen koymak istedim. Hepimiz çok kolay yapabiliriz bence. Bazen saatlerde ne alsam diye düşündüğüm hediyeleşme günleri için bence çok iyi bir fikir. içinde yüzük değil bir kolye ucu da kona bilir eğer bir dostunuza verecekseniz.Ama her durumda bence gülümseten şeylerden olacak.

12 Temmuz 2009 Pazar

Peynir aşkına....


Küçükken peynir tenekesine dalıp her yerimi peynir yaptığım bir resmim aile albümünde nedense kendine güzel bir yer edinmiş. Benim peynire tutkum ordan başlıyor sanırım. Kahvaltı demek peynir, dometes ve zeytin demek. Bazen sadece beyaz peynir ve çerlisyon biber bile bana yetip de artabilir. Cafe Fagus'ta marka sorumlusu olarak çalışırken sıradışı markalara ve lezzetlere de gözüm daha çok açıldı. Gerçi kendimi bildim bileli yeme içme benim için bir keşiftir. Cafe Fagus için yaptığım bir araştırma da Antre markasını tanıdım. Neden sevdim?


Çünkü kazıyarak ulaşılmış bir marka o. Tek tek düşünülerek. Ve üstelik bunu iki genç bayan gerçekleştiriyor. Ve dahası yarıda kalmak bir yana iş daha da büyüyor. Bir catering hizmetine dönüşüyor.


Antre 2000 yılında kollarını sıvamış.


Türk Peynirleri Kitabının yazarı, Artun Ünsal'a baş vuran Neşe Biber ve Berrin Bal Onur Türki'yenin çeşitli yörelerindeki peynirleri keşfe çıkarlar. Artun Hoca ile Türkiye'nin çok özel ve önemli peynir üretcilerine ulaşmayı başarırlar. Şimdilik 40 adet peynir sunuluyor Antre deama yolculuk devam ediyor. Bu peynirler Antre shoplarda satışa sunulduğu gibi NAtre'nin organize ettiği catring hizmetlerin sunuluyor. Hatta son olarak Nişantaşında bir mekan açan bu çılgın iki kadın peynirlerini bir ev ortamında konuklarıyla paylaşıyor.Ben burda o peynirleri söylemeyi bir görev biliyorum:)


Abaza peyniri, Antakya are kesme peynir, Antakya sıkma peynir, Ermenek Bezde Tulum peynir,Erzurum Civil peynir,İsli Çerkez peyniri,Kargu tulum peynir,Kaşkaval Peynir, Mihaliç PEyniribu özel lezzetlerden bazıları ... Keşfetmek için http://www.antregourmet.com/ buraya bakın:)

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Geçmeyen Moda Çeşmi bülbül


Ben de bir çeşmi bülbül takıntısı vardır ki sormayın. Neden bu kadar bağlıyım bu cam objelere bilinmez. Bakan için mavi çizgili bir camdan ibaret de olabilir.Ama beni her elime alışımda her gözüm takılışında uzak derin ve farklı bir mekana taşır çeşmi bülbül objeler. Peki nerden çıkmış bu çeşmi bülbül derseniz.


Çeşm-i bülbül (Bülbülün gözü), 18. yüzyılın sonunda III. Selim’in Mevlevi dervişi Mehmet Dede’yi cam tekniklerini öğrenmek için Venedik’e göndermesi sonucunda ortaya çıkmış bir cam işleme sanatı.
Mehmet Dede opal cam tekniğini öğrendiği Venedik’ten dönüşte Beykoz’da bir atölye açmış, Dede’nin Venedik’ten getirdiği bu tekniğin geliştirilmesiyle çeşm-i bülbül ortaya çıkmış. Bu değerli ürünün imalatını yaygınlaştıran kişi ise Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa.
Çeşm-i Bülbül, yaratılışında kullanılan özel camcılık teknolojisinin yanısıra, uzun işlemler ve yaratıcılık gerektiren bir ürün. Başlıca özelliği, ince ve renkli cam çubukların yüksek ısıda eriyip, su gibi olmuş camın içine yerleştirilmesiymiş. "Dönerek burulan" çizgiler, o cam formu biçimlendiren ustanın hünerini ve üslûbunu yansıtıyor.

yaşasın yeni fırınlar:)


Bu ara benim gözdem markalaşmış fırınlar. Öncelikle Komşu Fırın. Logosundan, iç mimarisine, Servis tarzından, ürün gamına, web sitesinde sıradışı diyazna kadar her şeyiyle tam benlik. İç mimari de kullandıkları beyaz fayanslara bayıldım. normalde dıradan ve basit bulabileceğimiz bir temayı temilzik, dikkat ve alakaya dönüşteren bir tarz oluşturmuşlar. Ofisim Yeşilköy'de. İLk burdaki yerlerini gördüm. Ama Kapandı Bakırköy'e taşındı. Eşime süpriz yapacaksam mutlaka Komşu fırından cici kokulu şeyler alıyorum. Çok güzeller gerçekten. El emeği göz nuru:D


http://www.komsufirin.com/ adresine girin bir tanıyın derim. siteleri de çok güzel olmuş.

Tohumdan Sofranıza her aşamada çatımız altında, slogan da bence önemli bir pazarlama fikri.

Bu arada Komşu Fırını yakında daha çok yerde göreceğiz. Paket ekmeğin Bir numaralı markası Uno'yu satın alan Ülker Grubu, Komşu fırını 5 yılda 300 noktaya taşımayı düşünüyor. Bu arada Komşu Fırının marka altı sloganı; Çağdaş Ekmek Sanatları...


Bu arada çok yakında Capacity'de Komşu fırın açılacak.

ECA'dan Osmanlı Çıkartması




Biliyorsunuz banyo çözümleri konusunda pek de dünyadan geri kalır yanımız yok. Teknolojiyi iyi takip ediyoruz. Gerçi şirket ve kurumlar bu yenilikleri daha çok kullanıyor. Örneğin elinizi altına tutunca su akan armetürleri henüz ben çevremde gittiğim evlerde görmedim. Benimkinde de yok:) Ama alışveriş merkezleri, oteller, şirketler bu konuda daha girişken tabi.


ECA teknolojik yenilikler konusunda zaten başarılı bir marka. Şimdi Osmanlı tasarımlarıyla da farklı tasarımlara olan ihtiyaca bir cevap verecek.


Özellikle klasik tarzdaki banyolar için tasarlanan "E.C.A. Osmanlı Serisi", Osmanlı döneminin ihtişamı ve zarafetini yansıtıyor. E.C.A. 'nın tarihi musluk koleksiyonundan esinlenerek yaratılan seri, dekorasyonda her ayrıntıya önem veren profesyoneller ve tüketiciler tarafından tercih ediliyor.


Lak kaplı yüzeyi ve özel dizaynı ile tarihin estetiğini yansıtan E.C.A. "Osmanlı Serisi", banyo bataryası, özel el duşu, ankastre lavabo bataryası, eviye bataryası, musluk, kurna musluğu, çamaşır musluğu ve bide bataryasının içinde bulunduğu 7 fonksiyondan oluşuyor.


Ben çok beğendim. Özellikle kültürün ürüne döüşmesi hep mutlu ediyor:)

Osmanlı Torunlarına Osmanlı tşirtleri


Osmanlı temalı ürünler var bu ara gündemde. Nerden başladı bu eğilim bilmiyorum. Ama iyi ki de başladı. Hem hayatımıza renk kattı hem de hafızalarımızı tazeledi. Birçok Osmanlı desenli ürün ve marka gördük haliyle 2010'a bu konu kesinlikle hazırız. Ben Ottomanempire markasını aslında altın örümcek sonuçlarını takip ederken keşfetmiştim. İçeriğinden tasarımı ürünlerinden yapılandırılmasına kadar her şey bir bütün ve her şey çok tadında olmuş.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Japon kültüründen sızma tasarım...


Biz neden oldurmadık bilmiyorum. Kendimize yeterince dönemediğimiz için midir? Ya göremediğimiz için mi? Bize dair değerleri, dokuları, kokuları, bize has olan noktaları bozmadan bayağılaştırmadan herkesle paylaşmak için nedense hep geç kaldık. Şimdiler biraz daha olumlu gelişmeler var tabi. Bunları niye mi yazdım. Bu yıl Mango 'da dikkat çeken ve diğer birçok markada da gördüğümüz gibi bir japon esintisi vardı. Kimanomtrak trenç kotlar, lacivert renkler, kuşak kemerler... Şimdi ise konumuz japon felsefesinin iliklerine kadar işlediği bir dünya markası. o gerçek bir özgüven timsali. Benim diyen ama bir o kadar ya siz, diyen bir marka. Hem sıcak hem mesafeli...Olgun, duru, durultan bir havası var, en önemlisi çağıran bir havası var.Muji'den bahsediyorum.Muji adı, Japonca "markasız kaliteli ürünler" anlamına gelen "Mujirushi Ryohin"in kısaltmasından geliyor.

Muji Ürünleri Muji 7000'den fazla ürün çeşidine sahip. İşte bazı ürün başlıkları: Kırtasiye - Mobilya - Mutfak Eşyaları - Seyahat Aksesuarları - Kişisel Bakım Malzemeleri - Tekstil Ürünleri - Yararlı Ev Aletleri - Hediyelik Eşyalar - Kamp Malzemeleri
Dünyanın En Bilinen Markasız Markası Muji ambalaj ve ürünlerinde Muji markasına ilişkin hiçbir logo göremezsiniz. Tüm Muji ürünleri mağaza raflarında sadece temel ürün bilgisi ve fiyat etiketi ile sergilenir. "Markasız" olmak, Muji'nin, markalaşma adına yapılacak masraflarının üretime aktarılmasına ve ürün tasarımına yoğunlaşmasına yardım eder. Muji yönetiminin ısrarla savunduğu ilke şudur: "Markalar ve markalama dıştan gelen bir unsurdur. Tüketicilere kişisel bilinirlik dışında özel bir fayda sağlamaz. Muji'nin özellikle önem verdiği, ürünün en temel formudur."

Muji Uluslararası Tasarım Yarışması 2008 yılında üçüncüsü yapılan "Muji Awards International Design Competition"da her sene bir tema işleniyor. Dünyanın her yerinden binlerce tasarımcı bu yarışmaya katılıyor. Jüri farklı disiplinlerden gelen, alanlarında isim yapmış kişilerden oluşuyor.
Darısı bizim başımıza diyorum:)

5 Temmuz 2009 Pazar

Anne Klein'den fısıltılar







Bu blogda başörtülü olmayanların kullanacağı ama ama başörtüsü takıp da Fatihteki klişe kıyafetlerden başka çenekler rayanalara bazı ipuları vermeyi amaçlamıştım. Sonra mereye gider bu bilmiyorum. Ama örneğin seçtiğim ceketlerden bazı örmekleri düğüne hazırık yapan ve birtürlü model bulamayan dostlarımla paylaşıyorum. Çok işe yarıyor hem zaman kazandırıyor hem şıklık:) VE Anne Kleinden alabileceğiniz ama diktirmek isterseniz de hay hay diyeceğimiz bazı şeyleri paylaşmak isterim.

sıradışı bir iş




Hep inanmışımdır, sıradışı işler insanların en çok köşeye sıkıştığı zamanda çıkar. Geçenlerde Elif Kavaç'nın tasarımlarını gördüğümde de yine aynı his kapladı içimi. Tesettür giyim kavramına bildiğimizden daha sıradışı bir bakışaçısı getirmiş. Dallas'ta ilk kez bir tesettür defilesi düzenleyen modacı Elif Kavakçı'nın defilesini önemli kılan bir diğer özelliği ise ilk tesettürlü spor kıyafetleri defilesi de olmasıydı. Bu defileyi bir Hıristiyan derneği istemiş. Bu teklifte bulunan "barış yapan kadınlar" grubunun birkaç toplantısına katılmış daha önce. Elif Kavakçı'nın giyim tarzını çok beğendiklerini söylemişlerdi. Tasarımcı olduğunu, moda eğitimi aldığını anlatmış onlara. Kendi yararlarına bir defile yapıp yapamayacağını sormuşlar. Kavaçı da büyük bir heyecanla kabul etmiş. Hayalinde de olan başörtüsünü tanıtan bir defile yapma fırsatı bulan tasarımcı; 6 ay süren bir koleksiyon çalışması yürütmuş. Koleksiyonu tanıtanların profesyonel mankenler değil de bu kıyafetleri günlük hayatlarında giyen insanlar olması ise bir başka farklılık. Amerika'da yaşayan Müslüman aktif kadınları seçilmiş. Aralarında öğretmenler, doktorlar, profesyonel sporcular yer almış. Mesela tekvando kıyafetini giyen genç kız gerçek hayatta tekvando yapan siyah kuşaklı bir sporcuymuş. Binici kıyafetini giyen hanım, binicilik sporu yapıyor, snowboard kıyafetini tanıtan kız gerçek hayatta bu sporu yapıyor. Doktora yapmış örtülü bir step hocası bu defilede mankenlik yapanlardan biri.

22 Haziran 2009 Pazartesi

uzun etek ve zerafet..



Evet etekleri cidden özlemiştik. Genelde özellikle uzun olanlar pek rağbet görmezdi. Ama onlarında nekadar güzel ve hoş olabileceğini gösteren örnekleri buraya koyuyoruz. Eminim gözünüz gönlünüz açılacak.